2014 CB Seçimlerine Dair
Bölüm 1)
Bugün olup bitenlere
baktığımızda 2002 seçimlerinden bu yana günümüz Türkiye toplumu olarak iki
cendere arasına sıkıştırıldığımız iddia edilebilir:
Birisi,
neo-İslamcılar diye de adlandırabileceğimiz Anadolu’nun muhafazakâr ve dindar
geleneklerini taşıyan -modernist çizgiler de barındıran- aynı zamanda Müslüman
orta ve yoksul sınıfları bir araya getiren ve çoğunlukla AKP etrafında
kümelenen anlayış.
Bu çevreler, CB
seçimlerinde, malum, Recep Tayip Erdoğan’ın adaylığı etrafında toplanıyor. Bir
dönem bürokratik Türk-İslamcı statükoya ve Kemalist-askeri vesayete karşı
mücadele ettiğini, “ileri” demokrasi
mücadelesi verdiklerini söyleyerek bugüne kadar kendilerini iktidarda tutmayı
başaran bu çevreler, bugün gelinen noktada bizatihi anti-demokratik
uygulamaları ve nefret söylemi ile toplumsal kamplaşmayı derinleştirici bir
tutum içerisine girerek karşı oldukları, mücadele ettikleri statükonun ve
vesayetin kendisine dönüştüler.
Bu nedenle, CB
seçimleri dolayısıyla gündemleştirmeye çalıştıkları “Yeni Türkiye” söylemi; paketi
janjanlı, renkli, albenili; ancak içeriği itibariyle “eski” Türkiye’ye ait, son
kullanma tarihi çoktan geçmiş teorik ve pratik “alışkanlıklarla” dolu.
Diğeri ise,
kendilerini Mustafa Kemal’in laik ve cumhuriyetçi mirasının bekçileri olarak
gören, geleneksel şehirli CHP-MHP ve askeri yapıyı temsil eden TSK ile bürokrasi etrafında
var olmaya çalışan “endişeli” modernist anlayış.
Bu çevreler de CB
seçimlerinde Ekmelettin İhsanoğlu’nu Çankaya’da görmek istiyor. “Eski” Türkiye’nin
devamından yana olan, Türk-İslamcı bürokrasi ile Kemalist vesayetçi ordunun bir
nevi “eş-başkanlığında”, “Enverci” bir refleksle “kaybedilen kalelerin yeniden
fethedilmesi” hayalini kuruyorlar ve CB seçimleri dolayısıyla bu hayal uğruna,
bir dönem kanlı bıçaklı oldukları (Ergenekon ve Balyoz davaları) Gülen
Cemaati’yle de yan yana geldiklerini bir kenara not edelim.
Daha önceki
yazılarımızda da vurgulamaya çalışmıştık, topluma sundukları gelecek/reva
gördükleri muamele bakımından bu iki yapının birbirlerinden farklı olmaları
şöyle dursun; bu yapılar geçmişten günümüze birbirini besleyen, temiz olmaktan
uzak, siyaset kültürlerini birbirine aktaran bir pratiğin içinde oldular. Yakın
dönem Türkiye tarihi objektif olarak
okunduğunda (özellikle 1950 sonrası) ne söylemek istediğimiz daha iyi
anlaşılabilir sanırım.
Üç dört yıl önce, Sabah grubunu yöneten Dinç Bilgin’in çeşitli
medya kuruluşlarına verdiği röportajlardaki “günah çıkarma” seanslarını
izlemiştik. Hatırlayalım: “Hayatım boyunca İzmir ve İstanbul dışına çıkmayışıma
rağmen, hayatımda Kürt ya da Alevi neredeyse hiçbir insan tanımamışken, onlar
hakkında ordu içindeki bazı unsurların baskısı ile yanlı/taraflı birçok manşet
attım, çok günaha girdim. O dönemde siyasetçilerden çok, generallerden
çekinirdik ve çok uyarı alırdık.”
Evet, yukarıdaki
alıntıda yer alan “ordu, general”
sözcüklerinin yerine “AKP- Recep Tayyip Erdoğan” kelimelerini koyarak tekrar
okuduğumuzda “eski” Türkiye ile “yeni” Türkiye arasında “öz”e dair bir şey değişmediğini, AKP’nin “sivil Kemalizm” den başka bir şey olmadığını görüp anlayabiliriz.
Bugün karşı
kutuplarda yer alan bu iki yapının 12 Eylül öncesi ortak düşman ilan ettikleri devrimciler,
sosyalistler, komünistler, Aleviler, Kürtler, Ermeniler ve diğerlerine karşı nasıl ittifak
yaptıklarını da unutmamak gerekiyor.
Bölüm 2)
Bugün Türkiye’nin
ihtiyacı olan politik duruş, bu iki yapının siyaset yapma biçimini de reddeden,
toplumsal dinamiklere dayanan, teknolojinin insanlığı getirdiği aşamadan da
faydalanarak doğrudan/radikal demokrasi yöntemlerini kullanıp yeni bir
siyasetin, toplumcu bir siyasetin ağlarını örmektir.
Peki, Türkiye
toplumu buna hazır mı?..
CB seçimleri
vesilesiyle Türkiye toplumunu yukarıda özetlemeye çalıştığımız geleneksel
anlayışlara mahkûm etmeyen, alternatif bir siyaset, gelecek anlayışıyla “Yeni Yaşam” çağrısı yapan Selahattin
Demirtaş çizgisi, “güzel bir ihtimal”
olarak umut olmanın işaretlerini barındırıyor.
“Radikal demokrasi,
barış, herkes için adalet, inanç özgürlüğü, ekolojik toplum, örgütlenme” gibi
diğer iki adayın aklının ucundan dahi geçmeyen ilkeleri ile kadına, çocuğa,
gençliğe, sistemin ezdiği erkeğe, LGBTİ+ bireylerine dair söylemleriyle tünelin
sonunda ışık görmemizi sağlayan, politik duruşuyla “ortak vatan”da özgür ve onurlu yurttaşlar olarak bir arada
yaşayabileceğimize inancımızı tazeleyen bir CB adayı olarak Demirtaş
önemli bir toplumsal-siyasal aktör olarak yer alıyor.
CB seçimleri
gösterdi ki seçim, bir makama kimin sahip olup o koltuğa kimin oturacağından
ibaret değil; geleceğin, yarının nasıl olmasını istediğimize dair bir tercih de aynı zamanda.
Sunay Akın’ın dediği
gibi: “Tarih dediğin, aslında yarının ta kendisi…”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder