Teoride ve Pratikte
Gaziantepspor (3)
Liverpool’u 15 yıl çalıştırmış efsanevi teknik direktör Bill Shankly’nin “Futbol bir hayat memat meselesi değildir,
ondan çok daha önemlidir.” diyerek açıkladığı bu “oyun-ötesi oyunu”
nasıl bu hale getiriyorsunuz anlamak zor…
Futbolunuz/futbolumuz yeni yetme GSM firmaları gibi yetersiz, kısır,
gelgitli, sinir bozucu kaç haftadır…
Trabzon maçının ilk yarısında neredeyse elimize el feneri alıp sahaya
“futbol/futbolcu” aramaya inecektik ki ikinci yarı kenar yönetiminin de
müdahalesiyle “Çanakkale geçilmez”e dönen 1915 model futbolunuzdan haz almadık;
ama 3 puanı bir parmak bal saydık… O maçta İbricic’in küfür soslu tepkisine
kırmızı çıkaran hakeme: Eline sağlık…
![]() |
| Hikmet Karaman ve "Şifo" Mehmet maçtan önce... |
“Yerli” teknik adam tahammülsüzlüğü hastalığından “muzdarip”, her “Türk”
futbolu yöneticisi gibi kendilerini “futbolun alleme-i cihan”ı sanan Kasımpaşa
yönetiminin egolarını tatmin ed(e)mediği için geçenlerde gönderilen Metin Diyadin’in
takımı Kasımpaşa’dan üç gol yemek de keder ötesiydi bizim için…
Trabzon maçının tamamındaki oyun, “futbol”la ne kadar alakalıysa Beşiktaş
maçının ilk yarısındaki oyun da o kadar “futbol” sayılabilirdi ancak… Lakin
maçın ikinci devresinde Hikmet Karaman’ın attığı zar, düşeş gelip son dakikada
da Orhan Gülle’nin şapka çıkarılacak cinsten harika golüyle alınan 3 puan ve
ötesinde ikinci 45’te sergilenen oyun gelecek maçlar adına bizleri
ümitlendirmişti.
Devamındaki maçta sergilenen (Bursa deplasmanında) istekli oyunu, takımın kazanma
çabasını; Hikmet Karaman’ın artık işleri yoluna koyduğunun emareleri olarak not
ettik kenara…
Ancak Dostoyevski’nin “Gerçek, her şeyin
babasıdır.” diskuru Antalyaspor maçında bir kez daha yüzümüze tokat gibi
çarptı. Futbolun bir oyun olmaktan çıkarılıp kendi taraftarı için bir işkence
aleti haline nasıl getirileceğine dair önemli “dersler” içeren karşılaşmanın Gaziantepspor aleyhine Lamine Diarra’nın
tek golüyle bitmiş olmasına duacıyız.
Hikmet Karaman’ın saha kenarı performanslarına bir iki cümle: Trabzon ve
Beşiktaş maçlarının kazanılmasında H. Karaman’ın saha kenarındaki çabası, yönlendiriciliği,
kenar çizgisinde –neredeyse- sahadaki oyuncular kadar ter dökmesi dikkatimizi
çekerken Sivas ve Antalyaspor maçlarındaki durgunluğu da o kadar dikkatimizi
çekti.
![]() |
| Gaziantepspor 0 - Antalyaspor 1 (Gol: Lamine Diarra) |
Maç sonrası tribünlerde yaşananlar, özellikle Gençlik 27 grubu açısından
her zamanki gibi geç kalmış tepkilerdi. “Hay sizin oynadığınız oyuna”
serzenişlerinin ötesinde Kızıl yönetimini hedef alan, futbolculardan bir
kısmının da (özellikle Turgut Doğan Şahin) tepkilerden nasiplendiği görüntüler
vardı.
Tribünlere uzun zamandır seyirci/taraftar çekmekte sorun yaşayan, dahası
gördüklerimizden anladığımız kadarıyla da böyle bir derdi olmayan İbrahim Kızıl
yönetiminin “şapkayı önüne koyup düşünme”nin ötesine geçip “şapkayı alıp gitme”
vakti çoktan geldi. Baksanıza, ligin ilk maçı (Sivasspor) tribünde taraftar
yok, Trabzon ve Beşiktaş’la oynuyorsunuz tribünler hikâye… Teknik kadroya
verilen sözlerin karşılığı yok, taraftarla diyalog hak getire, “yeni” stadyum
yalanı orta yerde… Beşiktaş’la oynuyoruz, skorboard çalışmıyor… “Nerden baksan,
nerden tutsan elinde kalır” bir durum…
Gerçi, İbrahim Kızıl yönetimi 6 sezondur işi iyice öğrendi, onlar da
“ustalık” dönemlerini yaşıyorlar. “Takım, devre arasına kadar hele gitsin”
modundalar yine… Kaç sezondur olan bitene bakınca “Devre arasında –tabiri
caizse- hocayı kafalarız, gerekli birkaç nokta transfer yapar, bu sezonu da
kurtarırız” anlayışı İbrahim Kızıl yönetiminin maalesef temel “felsefesi”
haline geldi.
Son günlerin “meşhur” futbol mavrasıyla
bitirelim bu haftayı: “Söyle Samet, yazdıklarımızda/söylediklerimizde yalan var
mı?..“



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder