Sömürü, Irkçılık
ve Barış Şehri Antep
![]() |
"Dünyada görmek istediğin değişimin
öznesi sen olmalısın." Mahatma Gandhi
|
Geçen hafta Antep’te gerçekleştirilen bombalı saldırı
ile onun yarattığı toplumsal ve siyasal etkilere geçmeden önce, “şiddet her nereden ve kimden gelirse gelsin
karşıyım” sığlığına düşmeden, saldırının tartışma götürmez bir şekilde
karşısında durulması gereken bir eylem olduğunu yanlış anlaşılmalara karşı
belirtmekte fayda var. Aksi takdirde yazı doğrudan ön yargılı bir okumaya tabi
tutulma tehlikesi ile karşılaşacaktır ki bunun da yazının amacına ters düşeceği
aşikârdır.
Saldırı üzerinden gerçekleştirilen anti-Kürt eylem ve
söylemler ile “barış şehri Antep”
vurgusunun değerlendirilebilmesi bakımından kısaca Antep’in genel
sosyo-ekonomik yapısından bahsetmek yerinde olacaktır.
1970’lerle beraber sanayileşmeye başlayan Antep, bir
yandan kendi köy ve ilçelerinden aldığı göçle ucuz iş gücü ihtiyacını
karşılarken, diğer yandan ise şehre hâkim olan Sünni-Türk kasaba yapısının yeni
kültürel formlarla karşılaşması ile şehirde “Antep’in yerlisi ve köylüsü” diye adlandırılan birincil kültürel
kırılmayı yaşamıştır. Ki Antepliler bu ayrımın toplumsal ilişkilerde ne kadar
keskin olduğunu yakından deneyimlemişlerdir.
Antep’in Kürtlerle bir arada yaşama anlamında ilk
tecrübesi de bu yıllara dayanmaktadır. Zira Antep’in ilçe ve köyleri arasında
önemli bir bölümü Kürt nüfustan oluşmaktadır. Bu göçlerin oluşturduğu bir
semtte geçen 1980’lerdeki çocukluğumuzun “barış
şehri”Antep’inde “pis Kürtler,
kuyruklu Kürtler” gibi ırkçı deyimler oldukça olağan karşılanmaktaydı.
Ancak o yıllarda Kürtler bakımından bir kimliksel uyanış yaşanmadığından
ayrımcılığın sosyal tezahürü yukarı mahalledeki Kürt çocuklarla, aşağı
mahalledeki Türk çocukların futbol maçları, kavgaları ve sonra barışıp tekrar
maç yapmaları düzeyinde kalıyordu.
![]() |
| 20 Ağustos 2012 - Karşıyaka - Gaziantep |
1990’lara gelindiğinde ise Antep ikincil kültürel
kırılmasını yaşıyordu. Bölgede gerçekleşen köy boşaltmaların da etkisiyle
yaşanan politik göçlerin yanı sıra Kürt işadamları için de Antep önemli bir göç
merkezi olmuştu. Artık Antep 70’lerden sonra ikinci büyük sanayi atılımını
yaparken, bir yandan da devasa bir gecekondulaşma ile beraber ortaya çıkan
metropolitan sorunları için yeni kurbanlarını bulmuştu. “Doğu’dan geldiler, şehrimizi mahvettiler” şeklindeki “sihirli” tespit her türlü kötülüğü
açıklamakta kullanılıyordu. Sanayileşme sürecinin ve ülkedeki çatışmalı dönemin
yarattığı doğal sonuçların sorumlusu olarak Kürtler ilan ediliyordu. Oysaki
büyüyen sanayi ve aşırı yapılaşma için gerekli ucuz iş gücü büyük oranda göç
eden Kürt nüfus arasından sağlanıyordu. Ülkenin sayılı zenginleri sıralamasına
giren “büyük işadamları” ve bu büyümeden nemalanan Antep orta sınıfı
oturdukları evin inşaatında amele, fabrikada işçi yaptıkları Kürtlerin en temel
hakları konusunda oldukça hasmane tutum aldıkları gibi, gündelik dilde onlara
karşı da her türlü ayrımcı, aşağılayıcı söylemleri kullanmaktan geri
kalmıyorlardı.
Tüm bu ayrımcılıkların yaşandığı “barış şehri Antep” bayramda gerçekleşen saldırıdan önce binlerce
işçinin 800 lira maaşını 1000 liraya yükseltmek için grev yaptığı ve 900 liraya
anlaşmak zorunda kaldığı bir şehirdi. Üstelik fabrikasında grev yapılan
patronlardan biri “artık nüfus cüzdanına
bakıp işe alacağım, grevi tetikleyenler hep bu Kürtler” tespitini
yapıyordu.
![]() |
| Irkçılığa ve Ayrımcılığa "DUR DE" Girişimi Afişinden |
Bayramda gerçekleşen bombalı saldırı Antep’te üçüncü
kültürel kırılmayı yaratır mı, bilinmez. Saldırının PKK tarafından yapıldığı
algısının Türklerdeki Kürt düşmanlığını, saldırının hemen ardından BDP
binalarına ve bazı Kürt mahallerine saldırılmasının ise Kürtlerdeki duygusal
kopuşu tetiklediği açık. Ancak bir o kadar açık olan bir şey daha var ki o da
bu saldırıdan önce Antep’in ne sınıfsal bakımdan ne de kültürel bakımdan bir
barış şehri olduğu…
Kaynak: http://hasan2017.tumblr.com/



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder