25 Haziran 2012
Ülkem, laboratuvara sıkıştırılmış bir kahkaha…
Ülkem,
laboratuvara sıkıştırılmış bir
kahkaha…
“Biliyorum, bu devletin işi…”
Kaset skandalından sonra CHP’nin Genel Başkanı Deniz
Baykal’ın yakın çevresine sarf ettiği bu cümle, ömrünün neredeyse kırk yılını
devletçi siyasete adamış bir adamın isyanı/hayal kırıklığı olarak da
okunabilir/değerlendirilebilir.
CHP’nin 22-23 Mayıs 2010’daki Olağan Kurultay’ı
öncesinde ortaya çıkan bu durum tabii ki birçok siyasi okumayı gerektirdiği
gibi komplo teorisyenlerine de çokça malzeme sunduğu su götürmez…
Deniz Baykal
şahsında CHP üzerinden yürütülmeye çalışılan ana muhalefetin tıkanıp
başarısızlığa mahkûm olduğunun görülmesi üzerine muhalefete yeni bir kimlik
kazandırma ve bir yıl sonra yapılacak genel seçimlerde olabilirse AKP’yi iktidardan
indirme, olmazsa bile AKP’nin kan kaybetmesini sağlayarak dizginleme ve ileriki
süreçte kontrol edilebilir bir çizgiye çekme çabası içerisine girildi. Yani
AKP’yi bitirmenin yolunun Deniz Baykal şahsında kendine kimlik bulan statükocu
siyasetin bitirilmesinden geçtiğine dair derin bir kanının oluşması bu süreci
tetikleyen ana etken oldu.
Kapitalist dünya sisteminde egemenlerin iktidar
adına neler yapabileceklerini anlamak için on on beş yıl geriye bakmak bile
yeterli… Sistem, kendi iktidarını sürdürebilmek ve koruyabilmek adına hiçbir
hukuku ve etik kuralını tanımadığını birçok defa ispatladı bize.
Dünya siyasetinin tartışmasız en güçlü aktörü
konumundaki ABD’nin 42. Başkanı Bill Clinton’ın uygulamaya koyduğu bazı
politikalardan dolayı iç ve dış derin yapıların müdahalesi ile nasıl alaşağı
edildiğine tanıklık etti bütün dünya. Bakınız, Monica skandalı ve 11 Eylül
saldırıları…
Bizim tarihimizde ise darağacına gönderilen başbakan
ve kabine üyeleri (Adnan Menderes ve arkadaşları), askeri darbeler (1960, 1971,
1980, 1997), komploya kurban edilen cumhurbaşkanı (Turgut Özal’ın şaibeli
ölümü), sağlık problemleri yaratılarak kenara alınan lider (Bülent Ecevit) ve
daha niceleri…
İktidarın kimi zaman kendini korumak, kimi zaman da
yeniden yapılandırmak adına var olana biçim verme çabasının bir sonucu olarak
siyasi tarihimize her biri birer kara leke olarak yazılması gereken olaylar
silsilesinin son kurbanı da Deniz Baykal…
Türkiye siyasi tarihindeki demokrasi mücadelesinde
safını bu mücadeleyi yürütenlerden yana seçmeyip, bürokratik askeri vesayet
sisteminden yana tavır alan CHP/MHP çizgisinin bittiğini aylar önceden
yazdıklarımızda da dile getirmiştik.
Dünya değişirken, egemenler saflarını yeniden
belirlerken ezberlenmiş sözcükler ve argümanlarla bu döneme cevap olamayacağı
aşikâr yapıların aşılması da sonuç itibariyle kaçınılmazdı. Ancak demokratik
sistemlerde bu tür yapıların aşılması seçimler yoluyla gerçekleşirken bizim
gibi yapısal problemlerini çözümleyememiş ülkelerde iç ve dış güçlerin
belirleyiciliği maalesef ön plana çıkıyor.
Yazının başlığına dair
dipnot: Son dönem
şiirimizin ustalarından olan Hüseyin Atlansoy’un “Sebepsiz Hüzünler Sultanlığı”
adlı şiirinden bir dizeydi: “Ülkem, laboratuvara sıkıştırılmış bir kahkaha…”
Not: Bu yazı, 12.05.2010 tarihinde http://www.gaziantep27.net/root.vol?title=ulkem-laboratuvara-sikistirilmisbir-kahkaha85&exec=page&nid=68999
sitesinde yayınlanmıştır.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder