Mahalle… Demoklesin Kılıcı (mı?)…
“Mahalle baskısı…”
Malum kavramı, bildiğiniz üzere,
Türkiye’deki siyaset bilimi ve sosyolojisinin, tartışmasız, en önemli
isimlerinden sayılan Prof. Dr. Şerif Mardin bir makalesinde ilk kez
kavramlaştırıp bizlere servis etmişti.
![]() |
| Şerif Mardin |
“Mahalle baskısı” kavramının
evrimleşerek “Mahalle baskını”na
oradan “Mahalle şiddeti”ne ve Selçuk
Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Doç.Dr. Şahin Filiz’in sosyo-politik
terminolojiyle ifade ettiği üzere “mikro-faşizm”e
dönüşüne tanıklık ettik bu hafta…
İstanbul Tophane’deki sanat
galerisine yapılan saldırıdan bahsediyoruz, tabii ki… Bir dönem, Ankara BB
Başkanı Melih Gökçek’in “Ben böyle
sanatın içine tükürürüm.” anlayışının ya da “Allah’tan korkmuyorsan, kulundan kork.” inancının pratiğe
uygulanmasıydı bir nevi yaşadıklarımız.
Cumhuriyet dönemi hikâyeciliğimizin
sivri dilli yazarlarından Refik Halit
Karay’dan bir alıntıyla devam edelim: “Her
kafes ardında mütecessis (gizliyi arayan, gözetleyen) gözler vardır,
denilebilir ki kafeslerin her bir deliği baklava biçimi bir casus gözüdür;
binlerce tahta çerçeveli göz “mahalle”yi bekler.”
![]() |
| Refik Halit Karay |
Tarihçi İlber Ortaylı’nın “Osmanlı’yı
Yeniden Keşfetmek” adlı kitabından bir parça: “Osmanlı zamanında bir mahalleye yerleşmek için, önce o mahallelinin
onayını almak lazım gelir. Mahalleli uygunsuz gördüğü sakinleri, mahallesinden
uzaklaştırabilir. Hatta 16. yüzyılın sonunda, Kraliçe Elizabeth’in Osmanlı’ya
yolladığı ilk büyükelçiyi bile, eğlence düşkünü olduğu için oturduğu mahalleden
uzaklaştırmıştır mahalleli…”
Görüldüğü üzere mevzu, yeni değil
bizde… Terim olarak daha fazla açıklanmaya muhtaç olabilir; ama Türkiye’de
yaşayan herkesin zihninde derhal bir karşılık oluşturacak bir ifade “mahalle
baskısı…”
Sorun, mahallenin kendisiyle başlıyor
zaten… Birlikte yaşanan topluluk küçüldükçe; yani tanışıklık arttıkça
topluluğun oluşturduğu ilke ve kabullerin bireyleri daha fazla etkilemesi;
dahası “birey” denen şeyin oluşumuna
izin vermeyecek kadar yakından gözlemlemesi, denetlemesi, kendine
benzetmesi/uydurması...
Mahalle baskısı çoğu zaman gizlidir,
kapalıdır; ancak bir biçimde sizi azınlık/öteki hissettirendir aynı zamanda.
Kendi benzerinizi görememeniz, dışlanmanızdır. Kendi benzerlerinizin tükenmesi
ve çoğunluğa uyma zorunda kalmanızdır.
Bu “mahalle baskısı”nın ortadan kaybolduğunu söyleyen aklı evvelleri Allah çarpar vesselam…
Bu “mahalle baskısı”nın ortadan kaybolduğunu söyleyen aklı evvelleri Allah çarpar vesselam…
Bin türlü örneği var, birkaçını
paylaşım:
![]() |
| İlber Ortaylı |
Ortadan kalkmış olsaydı, üniversite
okuyan birçok gencin maruz kaldığı “Bekâra ev yok, erkek öğrenciye ev yok”
anlayışı adı şehir olan; ama kendisi bir türlü kasabalılıktan kurtulamayan
“şehircik”lerde devam etmezdi.
Ortadan kalkmış olsaydı, mahalledeki
o pek ehl-i namus, ehl-i ahlâk sahibi insanlar, şehirde ikamet edip; ama ruhen
kasabada varlıklarını sürdüren apartman teyzeleri/amcaları özellikle gençlerin,
bekârların oturduğu evleri, “kim girmiş, kim çıkmış, eve kız/erkek mi atılıyor
yoksa?..” merakıyla dikizlemiyor olurdu.
Ortadan kalkmış olsaydı, taşrada
evlenmiş kadınların -kentli kadınlar dâhil- kapanması/örtünmesi, evlenirken
gelinlik giymek kadar doğal bir şeymiş gibi kabul ediliyor olmazdı.
Ortadan kalkmış olsaydı, Ramazan’da
oruç tutmadığınız için kendinizi Müslüman mahallesinde salyangoz gibi
hissetmezdiniz.
![]() |
| Chantal Mouffe |
Ortadan kalkmış olsaydı, adını Fırat
diye değiştirip ömrünü bir “güvercin ürkekliğiyle” tamamlamak zorunda kalmazdı
Hrant Dink…
Uzun bir süredir her gelişmeyi siyah
beyaz ekseninden görmeye alışmış derinlik yoksunu Türkiye basınında “mahalle
baskısı” kavramının fikir babası Prof. Dr. Şerif Mardin’in Belçikalı siyaset
bilimci Chantal Mouffe’tan yaptığı bir alıntı büyük ihtimalle fazla dikkat
çekmemiştir: “(…) Demokrasi diye bir şey
yoktur, demokrasi uğrunda çaba vermek vardır.” Devamını Prof. Dr. Şerif
Mardin getirir: “Çünkü demokrasi her gün
yeniden inşa edilen bir şeydir ve insan haklarına tecavüz varsa, insanların
teyakkuzda olması gerekir.”
![]() |
| Yıldırım Türker |
Sonuç itibariyle “mesele”, Radikal
gazetesinden Yıldırım Türker’in “Oy
Mahalle, Mahalle” başlıklı yazında vurguladığından ibarettir: “Mesele; ordu,
mahalle, bürokrasi ve bilumum baskı üretme merkezlerine rağmen çeşitliliği,
farklılığı, renkliliği, özgürlükleri korumak için mücadele etmektir. Demokrasi
serüveni de bundan ibarettir.”
Bir Bektaşi fıkrasıyla bitirelim:
Bektaşi, bir mahalleden geçerken
bağırmış:
— Ulan pezevenkler!..
Bütün pencereler açılmış, meraklı
başlar uzanmış. Bektaşi de söylenerek yürümeye başlamış:
— Ne de çok!.. Ne de çok!..
* * *

Bir kitap önerisi:
Bir nevi “mahalle baskısı”nın kurbanlarından sayılan, “Türkiyeliyim, Ermeniyim… İliklerime kadar Anadoluluyum…” diyen Hrant Dink’in yaşam öyküsünü anlatan Tuba Çandar’ın Everest Yayınları’ndan çıkan “Hrant…” adlı biyografik çalışması…
Not: Bu yazı, 28.09.2010 tarihinde http://www.gaziantep27.net/root.vol?title=mahalle85-demoklesin-kilici-mi&exec=page&nid=69211 sitesinde yayınlanmıştır.
Bir nevi “mahalle baskısı”nın kurbanlarından sayılan, “Türkiyeliyim, Ermeniyim… İliklerime kadar Anadoluluyum…” diyen Hrant Dink’in yaşam öyküsünü anlatan Tuba Çandar’ın Everest Yayınları’ndan çıkan “Hrant…” adlı biyografik çalışması…
Not: Bu yazı, 28.09.2010 tarihinde http://www.gaziantep27.net/root.vol?title=mahalle85-demoklesin-kilici-mi&exec=page&nid=69211 sitesinde yayınlanmıştır.





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder