Adaletin bu mu dünya?..
(Gaziantepspor’a dair)
Memlekette yaz saati ve Gaziantepspor dışında
her şey geri geri giderken MASAK (Mali Suçları
Araştırma Kurulu) tarafından birkaç ay önce başlatılan incelemelerin devamı
niteliğinde Gaziantepspor nezdinde Kızıl Şirketler Grubu’na da gözaltı
operasyonları düzenlendi. Ağzımızın tadı kaçtı…
Hâlbuki her şey 6 sezondur ne kadar da güzel gidiyordu.
Celal Doğan tarafından cami avlusuna bırakılmış bebek misali
Gaziantepspor’a Kızıl kardeşler sahip çıkmışlardı. O günden beri de kırmızı
siyahlı takımımız şampiyonluktan şampiyonluğa koşuyor, takım kaptanları kupa
kaldırmaktan helak oluyordu.
Küme düşme tehlikesinin artık esamesi dahi okunmuyor,
Gaziantep’te “küme” ilkokulda derslerde yapılan bir faaliyetten başka bir anlam
ifade etmiyordu ki onda da “düşme” diye bir şey yoktu zaten…
Celal Doğan Tesislerinde her yıl iyileştirme çalışmaları
yapılıyor, tesisler Dubai’nin yedi yıldızlı otelleriyle yarışıyordu adeta… A
takımın çalışacağı çim saha sayısı 5, alt yapınınki 15’i buluyordu.
Memleket futbolunda “istikrar” ve “başarı” sözcükleri
Gaziantepspor’un adı ağıza alınmadan telaffuz edilemiyor, Gaziantepspor sevgisi
Kamil Ocak’tan sokaklara, caddelere, parklara taşıyor; bir zamanlar İstanbul’un
üç büyüklerine gönül vermiş olanlar, Hacibaba’ya gidip tövbe üstüne tövbe edip
kırmızı siyah formanın aşkıyla yanıp tutuşuyorlardı.
Yurt dışında memleket futbolundan bahsedildiğinde
Gaziantepspor adı hemen akla geliyor, birinci sınıf yabancı oyuncular transfer
sezonunda üç büyükleri pas geçip Kamil Ocak çimlerinde kendilerini göstermek
için birbirleriyle yarışıyorlardı.
Kalecinin kaplanı, defansın panteri, orta alanın piri,
golcünün babası gibi sıfatlar Gaziantepspor on birinde yer alan oyuncular için
sıkça kullanılıyordu.
Memlekette yabancı oyuncuların bonservisini ödemediği için UEFA’dan
ceza üstüne ceza alan takımlar varken, Gaziantepspor her sezon şampiyonlar
liginde ya da UEFA’da gruplara kalıyor; memleket puanına üç İstanbulludan daha
çok katkıda bulunuyordu.
Takım kasası o kadar doluydu ki başka takımlara bedavadan
oyuncular gönderiliyor, bonservis ücreti dahi istenmiyordu, maksat memleket
futboluna katkı…
Takımın teknik kadrosu ve oyuncuları paralarını, primlerini
zamanında alıyor; tesislerde çalışan personel Kızıl yönetimine Allah’ın her
günü dua ediyor; takımın elektrik, su, yakıt borçları faturaların son ödeme
tarihi beklenmeden ödeniyordu.
Alt yapıda Barcelona’nın La Masia’sı ile Real Madrid’in Castilla’sıyla
yarışır hale geliniyor; Arsenal, Sporting Lizbon, Porto, Ajax, Lyon; hatta
Alamanların alt yapı hocaları ve oyuncuları bizimkine gıpta ile bakıyordu.
Ah MASAK ah, ne yaptın sen?.. Ne kadar da güzel gidiyordu her
şey…




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder