İŞGAL HAREKETİ, SOLUN
YENİDEN YÜKSELİŞİ
VE
MARKSİZMİN
BUGÜNÜ (II)
5 Kasım 2011'de Maastricht'deki Jan Van Eyck Akademisi'nde Chris Cutrone ve Haseeb Ahmed'in Slavoj Zizek ile gerçekleştirdiği röportajın ikinci kısmına Frankfurt Okulu ve onların aydınlanma düşüncesinin
yetersizliği üzerine sorulan sorularla devam ediyoruz.
"SOL ÖLDÜ!.. YAŞASIN
SOL!.."
Haseeb Ahmed:
Ama bu
aydınlanmanın diyalektiğidir!.. Totaliteryanizmin yükselişinin sunduğu şey
ayrıca özgürlük olasılıklarının ortaya çıkışını sunan şeydir.
Slavoj Zizek: Onların aydınlanma
sorununa daha fazla aydınlanma talebi ile cevap verdiklerini biliyorum. Bunun
hakkında çok netler. Habermas'ın Adorno ve Horkheimer eleştirisine
katılmıyorum. (Modernite Üzerine Felsefi Tartışmalar kitabındaki) Ama o belki
ince bir noktaya sahip… Adorno ve Horkheimer tarafından aydınlanmanın
özgürleştirici yanı çok az irdelenmiştir. Bazı gizemli formülasyonlara sahip
olabilirsiniz ötekiler hakkında. Geçenlerde, 1950'lerin sonlarından kalan
Adorno ve Horkheimer arasındaki diyaloglar Verso tarafından basıldı, dürüst
olmak gerekirse beni etkileyen şey onun öyle boş olmasıydı.
Moishe Postone'un tüm
seviyelerde ekonomi-politiğin eleştirisinin rehabilite edilmesi gerektiği
iddiasına değer veriyorum. Sadece ekonomi-politiğin değil, Marx ile beraber çok
daha fazlasının… Bunun oldukça tarihsel, ruhani bir öncelik olduğunu
söylemeliyim. Marx'ın ekonomi-politiğin eleştirisini geliştirirken kullandığı
kategoriler toplumun sadece belli alanını analiz eden kategoriler değildir.
Onlar daha güçlü kategorilerdir. Onlar toplumsal yaşamın tamamını organize
eder. Bugün bizim rehabilitesine ihtiyaç duyduğumuz şey budur. Ama Postone'a
katılmadığım yer şudur: O bazen her nasılsa sınıf bölünmesinin ikincil olduğunu
ve ortadan kaybolduğunu seslendiriyor. Hayır!.. Sanki meta fetişizmi genel
yapının sınıf mücadelesinden daha kökten bir türüymüş gibi… Bence o bazen
sadece belli bir deneysel-tarihsel oluşta sınıf mücadelesinin azaldığı
doğrultusunda çok hızlı gidiyor. Burada, çok açık bir şekilde deneysel olmayan,
ekonomi-politiğin eleştirisinin tarihsel bir öncüsü olan; ama aynı zamanda kesinlikle
sınıf mücadelesini konuşan genç Lukacs'ın “Sınıf
Bilinci ve Tarih”ine çok daha değer veriyorum.
Velev ki biz artık eski
işçi sınıfına sahip olmayalım ki ben buraya katılıyorum. Benim bugün burada
gözlemlediğim hissiyat özgürleştirici konuları kavramsallaştırma ihtiyacıdır, bunu
eski Marksist işçi sınıfı üzerine temellendiremesek bile... Kapitalist
dinamikleri dışarıda bırakıp, sözde “muzip tanımları” dahil etmelisiniz. Çok
daha güçlü bir kategori olan işsizliği dahil etmelisiniz.
Görev budur: Şeyleri nasıl
gerçekten göründüğü gibi gösterebiliriz. Postone yaklaşıyor buna. Eğer biz
saçmalamayı kesersek Marks'ın emek-değer teorisini konuşabilir miyiz? Örneğin,
ben Chavez'e saldırdığımı ve ABD'yi savunduğumu düşünen arkadaşlarımı provoke
etmekten hoşlanıyorum. Ama siz mekanik olarak Marks'ın emek-değer teorisine
başvuramazsınız. Çünkü sonuç çıkarmak zorundasınız. Örneğin, bugün Venezuela
ABD'yi petrol karları aracılığıyla sömürüyor. Ama Marks Kapital'de doğal
kaynakların bir değer kaynağı olmadığını göstermeyi deniyor. Öyleyse bu sömürü
kategorisini yeniden düşünmeye ihtiyaç duyduğumuz anlamına geliyor.
Marks'ın Grundrisse'in ünlü bölümünde genel bilgi, genel kültür
anlamında “general intellect”ten bahsetmesi vurgulamak istediğim bir diğer noktadır.
Bu Marks'ın hem en iyi hem de en kötüsüdür. Çünkü Marks ne zaman işletmenin, üretken sosyal servetin
merkezinde bilgi olduğunu düşündü, sonra emeğin sömürüsünün kapitalist mantığı,
peşinden emek-değer teorisi anlamsız oldu; çünkü o artık işlemez oldu. Ama
Marks burada teknolojik deterministlerin bir türü gibi görünüyor, o
kapitalizmin artık anlamsız olduğunu söylediğinde; çünkü emeğin zamanı artık
değer kaynağı değildir. Marks'ın görmediği şey, sizin “general intellect”e
sahip olabileceğinizdir, “general intellect” olarak ters bir yolda o
özelleştirilmiştir. Öyleyse sadece Marks'a geri dönemezsiniz. Bugünün küresel
kapitalizmi bakımından, ekonomi-politiğin eleştirisini nasıl yeniden
düşünebiliriz sorusunu sormalıyız. Bu büyük bir görevdir: Herhangi bir cevap göremiyorum.
HA: Sizin söylediğiniz şeyin çoğu bizim sitemiz
Platypus'un söylediklerine çok yakın. Bizim temel sloganımız, “SOL ÖLDÜ!.. YAŞASIN SOL”dur.
SZ: Harika!.. Bu gerçekten solu yeniden hayata
döndürmenin tek yoludur. Çünkü bu solun tüm çeşitlerine bir göndermedir. 1968
nasıl bu hareketi yeniden iyileştiririzin bir modelidir ve o kapitalizme
inanılmaz büyük bir gelişme verdi. 68 sonrası olayların hepsinin gösterdiği
budur.
(DEVAM EDECEK…)
* * *
Çeviri : Hasan KÜÇÜK
Düzenleme : Fırat KÜÇÜK


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder